• Black Twitter Icon
  • Black Instagram Icon
  • Black YouTube Icon

© 2019 by Psikolog Umut Vera Tuna.

  • umut vera tuna

Suskunlugun 3 sebebi

En son güncellendiği tarih: Oca 21


Bir önceki yazımda, annesinin müdahalesi ile mücadele kabiliyeti ölen, kendini ifade etme yetisi körelen, merakı giden, haksızlık karşısında tepkisiz hale gelen Ayşe’den bahsettim. Yazı, çoksesliliğe uyumlu, dediğim dedikçilerle sorunlu bir çocuk yetiştirmek isteyen ebeveynler için “yapılmayacaklar listesi” içeriyordu. Birçok okuyucu “peki ya Ayşe bizsek” diye dert yandı, Ahmet Bozkuş ise bu derdi daha detaylandırarak şöyle sordu:

“Peki ya çocukluğu Ayşe’nin çocukluğu gibi geçenler… Onlar için bir ümit yok mu? Ne yapabilirler bu ‘etkisiz eleman’ halinden kurtulmak için? ‘Hayır’ demeyi, ‘Neden’ diye sormayı nasıl başarabilirler?”

Bu yazı, kendini Ayşe gibi hissedenlere gelsin..

***

Ayşe olmanın tek sebebi, çocuklukta yüksek dozda narsisizm içeren ebeveynliğe maruz kalmış olmak değil. Ezbere dayalı, kritik etmekten uzak eğitim sistemi ve sorgulamayı saygısızlık, büyükleri kusursuz gören gelenekçi toplumun etkileri de var. Bunun dışında, doğuştan gelen introvert (içe dönük) karakter yapısının etkisi de yadsınamaz

.

Her ne sebeple olursa olsun, rahatsız edici şekilde suskunluk eğilimi gösteriyor, istediği halde hayır diyemiyor, sadece başkası için değil kendiniz haksızlığa uğramış dahi olsanız söylenmesi gerekeni söyleyemiyor, çoğu kez varlığınız hissedilmiyor, toplum içinde konuşmaya çekiniyor, genel olarak özgüven problemi yaşıyorsanız, üzülmeyin, hala ümit var.

Ümit var, çünkü akıntıya karşı kürek çekecek antagonistik bir tarafınız olmasa da akıntıyla beraber sürükleniyor olmaktan rahatsızsınız ve kurtulmak istiyorsunuz. Gelişim, değişimle mümkün ve değişimin ilk basamağı kusurunu kabul etmek, kabulün ön şartı ise onu tespit etmektir. Bediüzzaman, insanın kendine kusurunu itiraf edememesini, şeytanın mühim bir vesvesesi olarak tanımlar. Değişime açıksanız, eksik taraflarınızı ona, buna, kadere, kazaya vermiyor, onlarla yüzleşebiliyorsanız, sizin için her zaman ümit var!

Her ne kadar kendinizle alakalı sorunları çözmek isteseniz de bazen bunu başaramayabilirsiniz. Bunun bir sebebi, psikolojinin ‘hidden thoughts’ dediği, farkında olmadan kişiyi yönlendiren saklı düşüncelerdir. ‘Etkisiz eleman’ modundan kurtulmak, gerektiğinde ‘hayır’ demek istiyorsanız, sizi bunu yapmaktan alıkoyan gizli düşüncelerinizi tespit etmelisiniz.

Konuşsam tesiri yok, sussam gönlümü razı ederim…

Sözlerim tesirsiz düşüncesinin iki sebebinden biri muhataba, diğeri insanın kendisine bakar. Kişi, muhatabın kulaklarının tıkalı olduğunu düşündüğünde, elmas değerinde sözleri ehil olmayana söyleyip kıymetten düşürmek istemez veya kendi sözüne kimsenin kıymet vermediğini düşündüğünde susmayı tercih eder.

Aleyküm enfuseküm sırrıyla, ikinci sebebi irdeleyelim. Kimsenin kendisini dinlemeyeceği düşüncesiyle gönlü razı olmasa da susanlar, ‘susayım, gönlümü bir şekilde razı ederim’ diyerek, sustukça susmaya alışırlar. Buradaki saklı düşünce, sözün tesiri veya tesirsizliğidir. Çözüm, “tesir etmese de konuş, sen sana düşeni yap” değildir. Böyle olsa, bir motivasyonla konuşan kişi, söylediklerinin dikkate alınmadığını yeniden gördüğünde daha büyük bir inkisar yaşayabilir ve kendini dışarıya tamamen kapatabilir. Bu yüzden çözüm, “nasıl etkili konuşabilirim” olmalı. Bunun için de, Dale Carnegie’nin kitapları başta olmak üzere kişisel gelişim kitapları, etkili konuşma seminerleri, diksiyon kursları ve teoriyi pratiğe dönüştürmek için insanlarla sık sık bir araya gelmelerin hepsi faydalıdır.

Duruma seyirci kalmak..

1964’te, Kitty Genoseve adında 28 yaşında genç bir kadının tecavüze uğrayıp öldürülmesinin ardından sosyal psikolojiye yeni bir konsept eklendi: Bystander Effect (Seyirci Etkisi). Sıradan bir New York cinayeti gibi görünen bu olayı günümüze taşıyan ayrıntı, Genoseve’nin yardım çığlıklarını duyan 38 kişi olmasına rağmen hiç kimsenin ona yardım etmemiş ve polisi aramamış olmasıydı. Bu olay üzerinden, sosyal psikologlar, Bibb Latane ve John Darley, acil durumda insanların yardım etme davranışlarının birbirinden nasıl etkilendiğini inceledi ve şu sonuca ulaştılar. ‘Kalabalıkta iseniz, başkasına yardım etme ihtimaliniz azalır, sebebi ise, 1) acil bir durum olmadığını ve o kişinin gerçekten yardıma ihtiyacı olmadığını düşünürsünüz 2) başkasının yardım edeceğini düşünerek geri durursunuz.”

Seyirci etkisi hayatın her yerinde kişiyi etkisiz eleman moduna alabilir. ‘Eğer bir sorun varsa başkası muhakkak müdahale ederdi’ düşüncesi, mücadele azmini söndürebilir. Müdahale edilmiyorsa, demek yardımı hak etmiyor zannı, kişiyi büyük zulümlere seyirci yapabilir. Tıpkı, Ayşe’de olduğu gibi. Hatırlarsınız, ne çalıştığı hastanede haksız yere işinden atılanlar için, ne suçu olmadığı halde öğretmeninden dayak yiyen sınıf arkadaşı için ne de mahallesinde tecavüze uğrayan kız için bir şey yapabilmişti, sadece seyretmişti..

Bu etkiden kurtulmak için, ‘yaşatmak için yaşama ideali’ sürekli taze tutulmalı. Bu durumda, kişi haksızlıklara karşı sürekli teyakkuzda olur, başkasının ne yapacağına bakmadan kendi yapması gerekenle meşgul olur ve ona göre davranır.

Uyumlu olma sorunsalı

Polonyalı sosyal ğsikolog Solomon Asch, grup baskısının kişinin davranış ve düşüncelerine etkisini araştırır. Görme yetisini inceleyen bir teste tabi tutulacağına inandırılan 123 kişinin katıldığı deneyde, katılımcılar 7 kişilik gruplara ayrılır ve her bir grupta 1 gerçek denek ve 6 iş birlikçi bulunur. Gruba iki resim gösterilir ve soldaki resimdeki çubuğu, sağdaki resimdeki üç çubuktan biriyle doğru eşleştirmeleri istenir.

İşbirlikçiler deneyin bir parçası olarak yanlış cevap verir ve gerçek denekler başlangıçta doğru cevap vermesine rağmen, sonrasında grupla aynı cevabı verir. Katılımcıların yüzde 75’i uyumlu olmak için doğru bildiğinden vazgeçer, sadece yüzde 25 grup baskısına rağmen cevabını değiştirmez.

Bu deneyin gerçek hayatta karşılığı amiyane ifadeyle, “elalem ne der” düşüncesidir. Yani insan, kimi zaman “Yanlış bir şey söylersem, bana gülerler” diye susar, kimi zaman “Benim hakkımda kötü düşünürler” endişesiyle susar, kimi zaman da çoğunluğun söylediğine zıt bir görüşü olduğunda, hatta onların söylediğinin bütünüyle yalan olduğunu bildiğinde, ‘dışlanırsam’ korkusuyla susar. Bunun sonucunda, kendi doğrusunun yanlış, çoğunluğun yanlışının doğruluğuna kendini inandırır. Başlangıçta tuhaf gelse de, zamanla comfort zone’da kalmanın rahatlığıyla, inanmadığı doğruyu yaşamayı kanıksar.

Bir diğer saklı düşünce olan el alem rağmına, hayır diyebilmelisiniz! Bu sizi kötü bir insan yapmaz aksine inandığı doğruyu başkası ne der endişesine feda etmeyen adil bir insan yapar. Hem “Kuvvet haktadır; hak kuvvette değildir” düsturunca, çoğunluk kuvvet olmadığı gibi, çoğunluğun savunduğu da hak olmayabilir. İnsanın referans noktası, görünen kalabalık değil, ilke ve prensipleri olmalı. İşte o zaman insan, azınlığa rağmen kuvvetli, inandığı için üstün olur.

Güvenlik sebebiyle fikir kamuflajı yapanlar ve inandığı doğruyu başta savunup sonrasında mahalle baskısıyla susmak zorunda olanlar, seve seve konformizme teslim olanlarla elbette bir değil. Bu kişiler, inandığı doğruya vefasızlık olarak değil, o hakikatin inkişafı adına haml müddetine sabrederek susarlar. İslam’ın Darül Erkam’da gizliden gizliye yayılması, Risale-i nurların ‘sırran tenevverat’ yöntemiyle gürültüsüz çoğalması gibi…

Suskunluğun konformizm mi yoksa hakikate vefa kaynaklı mı olduğuna en iyi kişinin vicdanı karar verir.

***

Özetle, herkese tesir edebilecek sözünüz, güçlü bir mesuliyet duygunuz ve başkası ne der endişesine feda etmeyeceğiniz prensipleriniz olursa, hayır demek, haksızlığa dur demek, herkesin sustuğu yerde konuşmak hiç de zor değildir.


464 görüntüleme